2025-07-18alıntıBeğen0
TÜM YAZILAR
alıntı
Kar Beyrut Kar

2025-07-18Kar Beyrut KarBeğen2
Sümbül hanım dokuz yıllık evli ve çocuksuzdu.
Sümbül Hanım, Bayan Sümbül’ dü de. Hanım! Kimin hanımıyım ben!
Kimin hanı! Oysa bayan! “ Ah bayan!” derdi kendi kendine.
Memduh bey, Sümbül Hanım’ın eşi, “Memduh Bey! Memduh Bey!” diye
cıvıldardı Sümbül Hanım. Memduh Beyi bazen annesi ve kardeşiyle
karıştırırdı ama, ‘Memduh Bey’ derdi gene de ona.
Memduh Bey, bazı akşamlar gelmese Sümbül Hanım öleceğini sanırdı.
Memduh Bey, akşam gagasında bir solucanla gelecek ve onu ölmekten
kurtaracaktı.
Evliliklerinin ilk yıllarında Sümbül Hanım da bir süre çalışmış, Memduh
Bey buna gerek olmadığını söyleyince de bırakmıştı; yedi yıldır evdeydi.
Bir vakit eş dost edinmek iyi gelir diye sokağa çıkmaya, cemiyete
karışmaya kalkmış, fakat karşılaştığı kadın ve erkeklerin, içinde güç,
kuvvet, azim ve bağımsızlık geçen cümleleri Sümbül Hanım’a sinek
vızıltısı gibi gelmiş, vücudu sinek ısırıklarıyla dolmuştu. Sümbül Hanım
ince bileklerine bakarak kime karşı güçlü, ne için azimli ve neden
bağımsız olacağını düşünüp, dışarda insanlarla vakit geçirmenin yorucu
ve boşuna olduğuna karar vererek hemen evine dönmüştü. Sinekler eve
dolmasın diye günlerce kapıyı açmamış, sonra Memduh Bey’in , “
Konuşan sinekler buraya gelmez Sümbül Hanım, bak böyle yaparsan
kuşlarımız aç kalacak, balkona çıkıp onları beslemek gerek, bunun içinde
kapıyı açmak gerek, di mi ama, bak sana mısır getirdim, kuşlarda yer,
hadi balkonun kapısını açalım da kuşlara mısır verelim,” diye ince ince
konuşmasıyla ikna olup pır dönmeyi kesmiş ve ayak uçlarına basa basa
gidip balkonun kapısını Memduh Bey’le açmıştı.
Memduh bey arada sırada çiçek de getirirdi Sümbül Hanım’a. Fakat
Sümbül Hanım papatyaları bile gösterişli bulduğundan Memduh Bey,
Sümbül Hanım’a sümbül getirmeye başlamıştı. Sümbül Hanım
sümbülleri neşeyle karşılamış, “ İşte çiçekleri yaprakları küçücük ve
sayılamayacak kadar çok, gösterişsiz mor menekşe renk!” diye
cıvıldayarak çiçekleri özenle vazoya koymuş, menekşi ışıklı odasına
götürmüştü. Sümbül Hanım odasına ‘menekşi’ derdi.
Sümbül Hanım’ın gül kurusu perdeleri her daim kapalı, tüyler tüllerle
kaplı, menekşe ışıklı odası, adeta bir kuş yuvasıydı. Sümbül Hanım
kuşların terasa saçılan her tüyünü toplardı. Bu yaptığını hiç yazmaz ve
bunu düşünmezdi.
Sümbül hanım, Memduh Bey’in kendisi için aldığı şeyleri, ‘bu yıl neler
yaptım’ defterindeki yaptığı işler listesine sıralardı. Memduh Bey’den bir
şey almak onun için bir işti.
“Bu yıl otuz sekiz defa sümbül aldım, on beşi mor, onu beyaz, onu
pembeydi.”
Sümbül Hanım için sevinmek, özlemek ve anlamak da bir işti. Memduh
bey ona sümbül, bir kavanoz bal, yüz gram fıstk, yüz gram badem
almışsa Memduh Beye sarılıyor, nerdeyse boynuna asılıyor, üzerindeki
tül- dantel-kuştüyü eşarplardan giysileriyle büyük yuvasının içindeki
küçük yuvasına gidiyor, defterini açıyor, tarihe bakıyor, ‘bu yıl neler
yaptım’ defterine yaptıklarını yazıyordu:
“Memduh Bey’in getirdiği yüz gram bademi teker teker yedim, bu defa
yüz gram bademden elli badem çıktı, sonra Memduh Bey kapımı çaldı ve
bana sigara içebilir miyiz dedi, Memduh Bey’i odamda kabul ettim, ona
verdiğim sandalyede oturdu, ben pufumda oturdum, bu yıl ilk defa sigara
içtim ve Memduh beyi odamda ağırladım.”
Sümbül Hanım günün sonunda takvimden yaprak koparıyor, takvim
yaprağından tarihi okuyup sayfanın en üstüne, ortaya, başlık gibi
yazıyordu.
29 MAYIS
“Bugün Bayan Sümbül oturmuş ve birikmiş takvim yapraklarını
saymıştır, tam yüz yirmi yaprak saymıştır, duvardan takvimi indirmiş ve
birikecek takvim yapraklarını saymış, iki yüz kırk takvim yaprağı takvimde
kalmıştır.”
Sümbül Hanım’ın sık yaptığı işlerden biri de kendinin ve Memduh Bey’in
yaşını hesaplamaktı.
“Bugün Bayan Sümbül otuz dokuz, Memduh bey kırk dört yaşındadır.
Bayan Sümbül ve Memduh bey aynaya hiç bakmamaktadırlar.”
Aynaya bakıp acaba gerçekten otuz dokuz yaşında mıyım diye düşünür
ve bu yaptığına, yani aynaya bakıp yaşını anlama işine ‘ayna testi’ derdi
Sümbül Hanım.
Sümbül Hanım pazara çıkmayı severdi, pazardan genelde domates
alırdı, ama bütün pazarı dolaşırdı. Pazarda bazı satıcılar ona ‘bayan’
derdi.
Bayan olmak güzeldi,ama Pazar yoktu o gün, pencereden baktı, sokak
bomboştu.‘Ben Bayan Sümbül’ diyemeyecekti. Memduh beyi
bekleyecekti. Akşam saat sekizde birden, ‘Bayım, affedersiniz bayım,
pardon bayım, bir şey sorabilir miyim’ diyecekti, ‘Bay Memduh, bana
balıkları gösterir misiniz’ diyecekti.
Bayan Sümbül yılda ancak on iki defa yemek yapardı. Her defasında
‘bu yıl neler yaptım’ defterine yazdığı için biliyordu ve her şeyin sayısı
değişirken bunun hep on iki çıkmasına şaşırıyordu. Tabii yaptığı
yemekleri yemezdi, çünkü yemek yemezdi. Domates ve Memduh Bey’in
aldığı birkaç çeşit kuruyemişle incirdi onun gıdası. Bir gün domates, bir
gün badem, bir gün incir, bir gün fındık, bir gün bal… Asla tek günde iki
şey yemezdi. Memduh bey ona birkaç haftada bir bal alır, eğer Sümbül
Hanım yemeyi unutmazsa, bir kavanoz bal ona günde üç kaşıktan on
beş gün yeterdi. Sümbül Hanım bir damla bile alkol içemezdi, onun
kuşkonmazlara konabilen bedeni için birazcık içki, kuruması demekti.
Memduh Bey’le pavyona gittiklerinde Memduh beyin söylediği rakıya elini
bile sürmez, başını kadehe doğru hafifçe eğer, koklar, ama her seferinde
koklar ve memnuniyetsiz bir edayla kafasını kaldırırdı. Eğer bir şeyler
yemişse bunu da defterine muhakkak yazardı.
“Bu yıl sekiz defa incir yenmiştir.”
Yıl sonunda Bay Memduh yeni takvimle eve geldiğinde, eğer eski
takvimde hala yaprak kalmışsa, Bayan Sümbül kalan günlerin niye
gelmeden geçtiğini düşünürdü. Bazen de tam tersi olur, takvimin
yaprakları yıl bitmeden biter, Sümbül Hanım günlerin neden
kaybolduğunu düşünür ve Memduh Bey’e “Bu sene bitti Memduh Bey,
rica etsem bana yeni takvim alır mısınız,” derdi, yaprakların nereye
gitmiş olduğunu dalgın dalgın düşünerek. Böyle zamanlarda, Memduh
Bey, “Bu yıl çok hızlısınız sümbül hanım, birkaç gün beklerseniz size yeni
takvim alırım,” der ve alırdı. Sümbül hanım yeni takvimi alınca ‘bu yıl
neler yaptım’ defterini açıp, yıl sonu özetini sesli sesli okurdu, Memduh
Bey de neden kendisine okunduğunu anlamadığı halde dinlerdi. Oysa
bu, yılın son işiydi.
Mesela geçen yıl on iki defa yemek, otuz altı defa genel temizlik
yapmış, kırk dört defa pazara gitmiş, on üç defa kendisinin ve Memduh
Bey’in yaşını hesaplamış, bu hesapların yedisinde kendisini ve Memduh
Bey’i ayna testine sokmuş, Bay Memduh’la üç defa pavyona gitmiş,
ilkinde üç, diğer ikisinde iki saat oturmuş, pavyona gidip dönerken
taksiye binmiş, pazardaki birinci domates aldığı adam ona beş defa ‘abla’
demiş, ikinci domates aldığı adam sekiz defa ‘bayan’, üçüncü domates
aldığı ilk üç defa ‘bayan’, son beş defa ‘abla’, dördüncü domates aldığı
adam beş defa ‘Sümbül Hanım’ demiş, son seferinde adını söylediğini
fark ettiği için bu adama gitmemiş, ona gitmeme kararı almış ve sonraki
haftalarda da dördüncü domates satan adamdan domates almamış…
Sümbülün bu haftalarda hangi domates satan adamdan domates
aldığını bilmiyoruz, bu pazara gitmelerin esas ayrıntısı, dördüncü
domates satan adamdan domates almamış olmasıydı.
Bir haziran gününü tam otuz gün boyu ‘bir haziran günü’ adıyla deftere
tekrar tekrar yazmıştı.
BİR HAZİRAN GÜNÜ
“Bugün pazarda dördüncü domates satan adama bakılmadan önünden
geçilmiş, ilk defa İzmir üzümü alınmış, İzmir üzümü satan adamla küçük
bir münakaşa edilmiştir. Olay şöyle olmuştur: izmir üzümü alınan adama
bir salkım üzüm denince, adam, abla bunu bir kilo yapayım demiş,
adama, rica ederim ben abla değilim, denince,adam,peki bayan peki
bayan, demiş,bayan derken adamın yüzünde dördüncü domates satan
adamın yüzündekine benzer bir gülümseme görülmüş ve bu ifadeden
ürkülmüş, büyük bir kabalık yapılarak, sağ olunuz, denmeden üzüm
alınmış, bu yüzden çamaşırcıya uğranmadan eve gelinmiştir. Üzüm
mutfak tezgahında iki saat beklemiş, Bayan Sümbül çözemediği o
ifadededen ötürü ağlamıştır. Sonra dayanılamayıp Bay Memduh’un
odasına gidilmiş, bu da bu yıl ilk defa yapılmış, bay Memduhun balıkları
izlenmiştir; fakat bu balıklar Bayan Sümbülün kederini alamayınca Bayan
sümbül televizyondaki balıkları görmek istemiş ne yazık ki televizyonu
açmayı becerememiştir. Televizyondaki rengarenk balıkların yuvalarını
göremediği için, bayan sümbül daha da ağlamıştır. Bayan sümbül
gerçeği itiraf etmelidir ki televizyondaki balıkları çok ama çok özlemiştir.
Balıkların rengarenk kayalarını, bitkilerini, mercanlarını görmeyi daha da
çok özlemiştir. Televizyonu açamadığını gören ve balıkları özlediğini itiraf
eden Bayan Sümbül, Memduh beyin odasını incelemiş ve burayı
neredeyse unuttuğunu anlamıştır. Unuttuğunu anlaması Bayan Sümbülü
durultmuş ve doğru mutfağa gidip üzümü yıkamıştır. Üzüm yıkandıktan
sonra teneleri tek tek koparılmış, sayılmış ve iki kaseye eşit dağıtılmıştır.
Bu gece bay memduha gidilecek ve üzüm götürülecektir. Bir salkım
üzümden iki yüz otuz üç üzüm çıkmıştır. Bayan sümbül otuz üç üzümün
kuşların hakkı olduğunu düşünerek onları kuşlara atmıştır. Balkon çok pis
bulunmuş, fakat madem bu kadar pis, demek ki temizlenme vakti
gelmemiş, gelmiş olsaydı, temizlenmiş olurdu nasılsa, denerek içeri
girilmiştir.
GÜNÜN ÖZETİ:
BALKON KİRLİ BULUNMUŞ
BALIKLAR VE ONLARIN EVLERİ ÖZLENMİŞ
AĞLANMIŞTIR…
Nitekim Sümbül Hanım, yıl sonu özetine bunları da madde madde
yazmıştı:
“1.Ağladım.
2.Balıkları özledim
3.Anladım
4.Özledim
5.Özlediğimi anladım.”
Derken,bir gece Memduh bey gelmedi.
Bayan Sümbül de ölmedi.
GÜNCEL
2025-07-18alıntıBeğen0

2025-07-18Kar Beyrut KarBeğen2
Sümbül hanım dokuz yıllık evli ve çocuksuzdu.
Sümbül Hanım, Bayan Sümbül’ dü de. Hanım! Kimin hanımıyım ben!
Kimin hanı! Oysa bayan! “ Ah bayan!” derdi kendi kendine.
Memduh bey, Sümbül Hanım’ın eşi, “Memduh Bey! Memduh Bey!” diye
cıvıldardı Sümbül Hanım. Memduh Beyi bazen annesi ve kardeşiyle
karıştırırdı ama, ‘Memduh Bey’ derdi gene de ona.
Memduh Bey, bazı akşamlar gelmese Sümbül Hanım öleceğini sanırdı.
Memduh Bey, akşam gagasında bir solucanla gelecek ve onu ölmekten
kurtaracaktı.
Evliliklerinin ilk yıllarında Sümbül Hanım da bir süre çalışmış, Memduh
Bey buna gerek olmadığını söyleyince de bırakmıştı; yedi yıldır evdeydi.
Bir vakit eş dost edinmek iyi gelir diye sokağa çıkmaya, cemiyete
karışmaya kalkmış, fakat karşılaştığı kadın ve erkeklerin, içinde güç,
kuvvet, azim ve bağımsızlık geçen cümleleri Sümbül Hanım’a sinek
vızıltısı gibi gelmiş, vücudu sinek ısırıklarıyla dolmuştu. Sümbül Hanım
ince bileklerine bakarak kime karşı güçlü, ne için azimli ve neden
bağımsız olacağını düşünüp, dışarda insanlarla vakit geçirmenin yorucu
ve boşuna olduğuna karar vererek hemen evine dönmüştü. Sinekler eve
dolmasın diye günlerce kapıyı açmamış, sonra Memduh Bey’in , “
Konuşan sinekler buraya gelmez Sümbül Hanım, bak böyle yaparsan
kuşlarımız aç kalacak, balkona çıkıp onları beslemek gerek, bunun içinde
kapıyı açmak gerek, di mi ama, bak sana mısır getirdim, kuşlarda yer,
hadi balkonun kapısını açalım da kuşlara mısır verelim,” diye ince ince
konuşmasıyla ikna olup pır dönmeyi kesmiş ve ayak uçlarına basa basa
gidip balkonun kapısını Memduh Bey’le açmıştı.
Memduh bey arada sırada çiçek de getirirdi Sümbül Hanım’a. Fakat
Sümbül Hanım papatyaları bile gösterişli bulduğundan Memduh Bey,
Sümbül Hanım’a sümbül getirmeye başlamıştı. Sümbül Hanım
sümbülleri neşeyle karşılamış, “ İşte çiçekleri yaprakları küçücük ve
sayılamayacak kadar çok, gösterişsiz mor menekşe renk!” diye
cıvıldayarak çiçekleri özenle vazoya koymuş, menekşi ışıklı odasına
götürmüştü. Sümbül Hanım odasına ‘menekşi’ derdi.
Sümbül Hanım’ın gül kurusu perdeleri her daim kapalı, tüyler tüllerle
kaplı, menekşe ışıklı odası, adeta bir kuş yuvasıydı. Sümbül Hanım
kuşların terasa saçılan her tüyünü toplardı. Bu yaptığını hiç yazmaz ve
bunu düşünmezdi.
Sümbül hanım, Memduh Bey’in kendisi için aldığı şeyleri, ‘bu yıl neler
yaptım’ defterindeki yaptığı işler listesine sıralardı. Memduh Bey’den bir
şey almak onun için bir işti.
“Bu yıl otuz sekiz defa sümbül aldım, on beşi mor, onu beyaz, onu
pembeydi.”
Sümbül Hanım için sevinmek, özlemek ve anlamak da bir işti. Memduh
bey ona sümbül, bir kavanoz bal, yüz gram fıstk, yüz gram badem
almışsa Memduh Beye sarılıyor, nerdeyse boynuna asılıyor, üzerindeki
tül- dantel-kuştüyü eşarplardan giysileriyle büyük yuvasının içindeki
küçük yuvasına gidiyor, defterini açıyor, tarihe bakıyor, ‘bu yıl neler
yaptım’ defterine yaptıklarını yazıyordu:
“Memduh Bey’in getirdiği yüz gram bademi teker teker yedim, bu defa
yüz gram bademden elli badem çıktı, sonra Memduh Bey kapımı çaldı ve
bana sigara içebilir miyiz dedi, Memduh Bey’i odamda kabul ettim, ona
verdiğim sandalyede oturdu, ben pufumda oturdum, bu yıl ilk defa sigara
içtim ve Memduh beyi odamda ağırladım.”
Sümbül Hanım günün sonunda takvimden yaprak koparıyor, takvim
yaprağından tarihi okuyup sayfanın en üstüne, ortaya, başlık gibi
yazıyordu.
29 MAYIS
“Bugün Bayan Sümbül oturmuş ve birikmiş takvim yapraklarını
saymıştır, tam yüz yirmi yaprak saymıştır, duvardan takvimi indirmiş ve
birikecek takvim yapraklarını saymış, iki yüz kırk takvim yaprağı takvimde
kalmıştır.”
Sümbül Hanım’ın sık yaptığı işlerden biri de kendinin ve Memduh Bey’in
yaşını hesaplamaktı.
“Bugün Bayan Sümbül otuz dokuz, Memduh bey kırk dört yaşındadır.
Bayan Sümbül ve Memduh bey aynaya hiç bakmamaktadırlar.”
Aynaya bakıp acaba gerçekten otuz dokuz yaşında mıyım diye düşünür
ve bu yaptığına, yani aynaya bakıp yaşını anlama işine ‘ayna testi’ derdi
Sümbül Hanım.
Sümbül Hanım pazara çıkmayı severdi, pazardan genelde domates
alırdı, ama bütün pazarı dolaşırdı. Pazarda bazı satıcılar ona ‘bayan’
derdi.
Bayan olmak güzeldi,ama Pazar yoktu o gün, pencereden baktı, sokak
bomboştu.‘Ben Bayan Sümbül’ diyemeyecekti. Memduh beyi
bekleyecekti. Akşam saat sekizde birden, ‘Bayım, affedersiniz bayım,
pardon bayım, bir şey sorabilir miyim’ diyecekti, ‘Bay Memduh, bana
balıkları gösterir misiniz’ diyecekti.
Bayan Sümbül yılda ancak on iki defa yemek yapardı. Her defasında
‘bu yıl neler yaptım’ defterine yazdığı için biliyordu ve her şeyin sayısı
değişirken bunun hep on iki çıkmasına şaşırıyordu. Tabii yaptığı
yemekleri yemezdi, çünkü yemek yemezdi. Domates ve Memduh Bey’in
aldığı birkaç çeşit kuruyemişle incirdi onun gıdası. Bir gün domates, bir
gün badem, bir gün incir, bir gün fındık, bir gün bal… Asla tek günde iki
şey yemezdi. Memduh bey ona birkaç haftada bir bal alır, eğer Sümbül
Hanım yemeyi unutmazsa, bir kavanoz bal ona günde üç kaşıktan on
beş gün yeterdi. Sümbül Hanım bir damla bile alkol içemezdi, onun
kuşkonmazlara konabilen bedeni için birazcık içki, kuruması demekti.
Memduh Bey’le pavyona gittiklerinde Memduh beyin söylediği rakıya elini
bile sürmez, başını kadehe doğru hafifçe eğer, koklar, ama her seferinde
koklar ve memnuniyetsiz bir edayla kafasını kaldırırdı. Eğer bir şeyler
yemişse bunu da defterine muhakkak yazardı.
“Bu yıl sekiz defa incir yenmiştir.”
Yıl sonunda Bay Memduh yeni takvimle eve geldiğinde, eğer eski
takvimde hala yaprak kalmışsa, Bayan Sümbül kalan günlerin niye
gelmeden geçtiğini düşünürdü. Bazen de tam tersi olur, takvimin
yaprakları yıl bitmeden biter, Sümbül Hanım günlerin neden
kaybolduğunu düşünür ve Memduh Bey’e “Bu sene bitti Memduh Bey,
rica etsem bana yeni takvim alır mısınız,” derdi, yaprakların nereye
gitmiş olduğunu dalgın dalgın düşünerek. Böyle zamanlarda, Memduh
Bey, “Bu yıl çok hızlısınız sümbül hanım, birkaç gün beklerseniz size yeni
takvim alırım,” der ve alırdı. Sümbül hanım yeni takvimi alınca ‘bu yıl
neler yaptım’ defterini açıp, yıl sonu özetini sesli sesli okurdu, Memduh
Bey de neden kendisine okunduğunu anlamadığı halde dinlerdi. Oysa
bu, yılın son işiydi.
Mesela geçen yıl on iki defa yemek, otuz altı defa genel temizlik
yapmış, kırk dört defa pazara gitmiş, on üç defa kendisinin ve Memduh
Bey’in yaşını hesaplamış, bu hesapların yedisinde kendisini ve Memduh
Bey’i ayna testine sokmuş, Bay Memduh’la üç defa pavyona gitmiş,
ilkinde üç, diğer ikisinde iki saat oturmuş, pavyona gidip dönerken
taksiye binmiş, pazardaki birinci domates aldığı adam ona beş defa ‘abla’
demiş, ikinci domates aldığı adam sekiz defa ‘bayan’, üçüncü domates
aldığı ilk üç defa ‘bayan’, son beş defa ‘abla’, dördüncü domates aldığı
adam beş defa ‘Sümbül Hanım’ demiş, son seferinde adını söylediğini
fark ettiği için bu adama gitmemiş, ona gitmeme kararı almış ve sonraki
haftalarda da dördüncü domates satan adamdan domates almamış…
Sümbülün bu haftalarda hangi domates satan adamdan domates
aldığını bilmiyoruz, bu pazara gitmelerin esas ayrıntısı, dördüncü
domates satan adamdan domates almamış olmasıydı.
Bir haziran gününü tam otuz gün boyu ‘bir haziran günü’ adıyla deftere
tekrar tekrar yazmıştı.
BİR HAZİRAN GÜNÜ
“Bugün pazarda dördüncü domates satan adama bakılmadan önünden
geçilmiş, ilk defa İzmir üzümü alınmış, İzmir üzümü satan adamla küçük
bir münakaşa edilmiştir. Olay şöyle olmuştur: izmir üzümü alınan adama
bir salkım üzüm denince, adam, abla bunu bir kilo yapayım demiş,
adama, rica ederim ben abla değilim, denince,adam,peki bayan peki
bayan, demiş,bayan derken adamın yüzünde dördüncü domates satan
adamın yüzündekine benzer bir gülümseme görülmüş ve bu ifadeden
ürkülmüş, büyük bir kabalık yapılarak, sağ olunuz, denmeden üzüm
alınmış, bu yüzden çamaşırcıya uğranmadan eve gelinmiştir. Üzüm
mutfak tezgahında iki saat beklemiş, Bayan Sümbül çözemediği o
ifadededen ötürü ağlamıştır. Sonra dayanılamayıp Bay Memduh’un
odasına gidilmiş, bu da bu yıl ilk defa yapılmış, bay Memduhun balıkları
izlenmiştir; fakat bu balıklar Bayan Sümbülün kederini alamayınca Bayan
sümbül televizyondaki balıkları görmek istemiş ne yazık ki televizyonu
açmayı becerememiştir. Televizyondaki rengarenk balıkların yuvalarını
göremediği için, bayan sümbül daha da ağlamıştır. Bayan sümbül
gerçeği itiraf etmelidir ki televizyondaki balıkları çok ama çok özlemiştir.
Balıkların rengarenk kayalarını, bitkilerini, mercanlarını görmeyi daha da
çok özlemiştir. Televizyonu açamadığını gören ve balıkları özlediğini itiraf
eden Bayan Sümbül, Memduh beyin odasını incelemiş ve burayı
neredeyse unuttuğunu anlamıştır. Unuttuğunu anlaması Bayan Sümbülü
durultmuş ve doğru mutfağa gidip üzümü yıkamıştır. Üzüm yıkandıktan
sonra teneleri tek tek koparılmış, sayılmış ve iki kaseye eşit dağıtılmıştır.
Bu gece bay memduha gidilecek ve üzüm götürülecektir. Bir salkım
üzümden iki yüz otuz üç üzüm çıkmıştır. Bayan sümbül otuz üç üzümün
kuşların hakkı olduğunu düşünerek onları kuşlara atmıştır. Balkon çok pis
bulunmuş, fakat madem bu kadar pis, demek ki temizlenme vakti
gelmemiş, gelmiş olsaydı, temizlenmiş olurdu nasılsa, denerek içeri
girilmiştir.
GÜNÜN ÖZETİ:
BALKON KİRLİ BULUNMUŞ
BALIKLAR VE ONLARIN EVLERİ ÖZLENMİŞ
AĞLANMIŞTIR…
Nitekim Sümbül Hanım, yıl sonu özetine bunları da madde madde
yazmıştı:
“1.Ağladım.
2.Balıkları özledim
3.Anladım
4.Özledim
5.Özlediğimi anladım.”
Derken,bir gece Memduh bey gelmedi.
Bayan Sümbül de ölmedi.
Özel Seçkiler

2025-07-18Kar Beyrut KarBeğen2
Sümbül hanım dokuz yıllık evli ve çocuksuzdu.
Sümbül Hanım, Bayan Sümbül’ dü de. Hanım! Kimin hanımıyım ben!
Kimin hanı! Oysa bayan! “ Ah bayan!” derdi kendi kendine.
Memduh bey, Sümbül Hanım’ın eşi, “Memduh Bey! Memduh Bey!” diye
cıvıldardı Sümbül Hanım. Memduh Beyi bazen annesi ve kardeşiyle
karıştırırdı ama, ‘Memduh Bey’ derdi gene de ona.
Memduh Bey, bazı akşamlar gelmese Sümbül Hanım öleceğini sanırdı.
Memduh Bey, akşam gagasında bir solucanla gelecek ve onu ölmekten
kurtaracaktı.
Evliliklerinin ilk yıllarında Sümbül Hanım da bir süre çalışmış, Memduh
Bey buna gerek olmadığını söyleyince de bırakmıştı; yedi yıldır evdeydi.
Bir vakit eş dost edinmek iyi gelir diye sokağa çıkmaya, cemiyete
karışmaya kalkmış, fakat karşılaştığı kadın ve erkeklerin, içinde güç,
kuvvet, azim ve bağımsızlık geçen cümleleri Sümbül Hanım’a sinek
vızıltısı gibi gelmiş, vücudu sinek ısırıklarıyla dolmuştu. Sümbül Hanım
ince bileklerine bakarak kime karşı güçlü, ne için azimli ve neden
bağımsız olacağını düşünüp, dışarda insanlarla vakit geçirmenin yorucu
ve boşuna olduğuna karar vererek hemen evine dönmüştü. Sinekler eve
dolmasın diye günlerce kapıyı açmamış, sonra Memduh Bey’in , “
Konuşan sinekler buraya gelmez Sümbül Hanım, bak böyle yaparsan
kuşlarımız aç kalacak, balkona çıkıp onları beslemek gerek, bunun içinde
kapıyı açmak gerek, di mi ama, bak sana mısır getirdim, kuşlarda yer,
hadi balkonun kapısını açalım da kuşlara mısır verelim,” diye ince ince
konuşmasıyla ikna olup pır dönmeyi kesmiş ve ayak uçlarına basa basa
gidip balkonun kapısını Memduh Bey’le açmıştı.
Memduh bey arada sırada çiçek de getirirdi Sümbül Hanım’a. Fakat
Sümbül Hanım papatyaları bile gösterişli bulduğundan Memduh Bey,
Sümbül Hanım’a sümbül getirmeye başlamıştı. Sümbül Hanım
sümbülleri neşeyle karşılamış, “ İşte çiçekleri yaprakları küçücük ve
sayılamayacak kadar çok, gösterişsiz mor menekşe renk!” diye
cıvıldayarak çiçekleri özenle vazoya koymuş, menekşi ışıklı odasına
götürmüştü. Sümbül Hanım odasına ‘menekşi’ derdi.
Sümbül Hanım’ın gül kurusu perdeleri her daim kapalı, tüyler tüllerle
kaplı, menekşe ışıklı odası, adeta bir kuş yuvasıydı. Sümbül Hanım
kuşların terasa saçılan her tüyünü toplardı. Bu yaptığını hiç yazmaz ve
bunu düşünmezdi.
Sümbül hanım, Memduh Bey’in kendisi için aldığı şeyleri, ‘bu yıl neler
yaptım’ defterindeki yaptığı işler listesine sıralardı. Memduh Bey’den bir
şey almak onun için bir işti.
“Bu yıl otuz sekiz defa sümbül aldım, on beşi mor, onu beyaz, onu
pembeydi.”
Sümbül Hanım için sevinmek, özlemek ve anlamak da bir işti. Memduh
bey ona sümbül, bir kavanoz bal, yüz gram fıstk, yüz gram badem
almışsa Memduh Beye sarılıyor, nerdeyse boynuna asılıyor, üzerindeki
tül- dantel-kuştüyü eşarplardan giysileriyle büyük yuvasının içindeki
küçük yuvasına gidiyor, defterini açıyor, tarihe bakıyor, ‘bu yıl neler
yaptım’ defterine yaptıklarını yazıyordu:
“Memduh Bey’in getirdiği yüz gram bademi teker teker yedim, bu defa
yüz gram bademden elli badem çıktı, sonra Memduh Bey kapımı çaldı ve
bana sigara içebilir miyiz dedi, Memduh Bey’i odamda kabul ettim, ona
verdiğim sandalyede oturdu, ben pufumda oturdum, bu yıl ilk defa sigara
içtim ve Memduh beyi odamda ağırladım.”
Sümbül Hanım günün sonunda takvimden yaprak koparıyor, takvim
yaprağından tarihi okuyup sayfanın en üstüne, ortaya, başlık gibi
yazıyordu.
29 MAYIS
“Bugün Bayan Sümbül oturmuş ve birikmiş takvim yapraklarını
saymıştır, tam yüz yirmi yaprak saymıştır, duvardan takvimi indirmiş ve
birikecek takvim yapraklarını saymış, iki yüz kırk takvim yaprağı takvimde
kalmıştır.”
Sümbül Hanım’ın sık yaptığı işlerden biri de kendinin ve Memduh Bey’in
yaşını hesaplamaktı.
“Bugün Bayan Sümbül otuz dokuz, Memduh bey kırk dört yaşındadır.
Bayan Sümbül ve Memduh bey aynaya hiç bakmamaktadırlar.”
Aynaya bakıp acaba gerçekten otuz dokuz yaşında mıyım diye düşünür
ve bu yaptığına, yani aynaya bakıp yaşını anlama işine ‘ayna testi’ derdi
Sümbül Hanım.
Sümbül Hanım pazara çıkmayı severdi, pazardan genelde domates
alırdı, ama bütün pazarı dolaşırdı. Pazarda bazı satıcılar ona ‘bayan’
derdi.
Bayan olmak güzeldi,ama Pazar yoktu o gün, pencereden baktı, sokak
bomboştu.‘Ben Bayan Sümbül’ diyemeyecekti. Memduh beyi
bekleyecekti. Akşam saat sekizde birden, ‘Bayım, affedersiniz bayım,
pardon bayım, bir şey sorabilir miyim’ diyecekti, ‘Bay Memduh, bana
balıkları gösterir misiniz’ diyecekti.
Bayan Sümbül yılda ancak on iki defa yemek yapardı. Her defasında
‘bu yıl neler yaptım’ defterine yazdığı için biliyordu ve her şeyin sayısı
değişirken bunun hep on iki çıkmasına şaşırıyordu. Tabii yaptığı
yemekleri yemezdi, çünkü yemek yemezdi. Domates ve Memduh Bey’in
aldığı birkaç çeşit kuruyemişle incirdi onun gıdası. Bir gün domates, bir
gün badem, bir gün incir, bir gün fındık, bir gün bal… Asla tek günde iki
şey yemezdi. Memduh bey ona birkaç haftada bir bal alır, eğer Sümbül
Hanım yemeyi unutmazsa, bir kavanoz bal ona günde üç kaşıktan on
beş gün yeterdi. Sümbül Hanım bir damla bile alkol içemezdi, onun
kuşkonmazlara konabilen bedeni için birazcık içki, kuruması demekti.
Memduh Bey’le pavyona gittiklerinde Memduh beyin söylediği rakıya elini
bile sürmez, başını kadehe doğru hafifçe eğer, koklar, ama her seferinde
koklar ve memnuniyetsiz bir edayla kafasını kaldırırdı. Eğer bir şeyler
yemişse bunu da defterine muhakkak yazardı.
“Bu yıl sekiz defa incir yenmiştir.”
Yıl sonunda Bay Memduh yeni takvimle eve geldiğinde, eğer eski
takvimde hala yaprak kalmışsa, Bayan Sümbül kalan günlerin niye
gelmeden geçtiğini düşünürdü. Bazen de tam tersi olur, takvimin
yaprakları yıl bitmeden biter, Sümbül Hanım günlerin neden
kaybolduğunu düşünür ve Memduh Bey’e “Bu sene bitti Memduh Bey,
rica etsem bana yeni takvim alır mısınız,” derdi, yaprakların nereye
gitmiş olduğunu dalgın dalgın düşünerek. Böyle zamanlarda, Memduh
Bey, “Bu yıl çok hızlısınız sümbül hanım, birkaç gün beklerseniz size yeni
takvim alırım,” der ve alırdı. Sümbül hanım yeni takvimi alınca ‘bu yıl
neler yaptım’ defterini açıp, yıl sonu özetini sesli sesli okurdu, Memduh
Bey de neden kendisine okunduğunu anlamadığı halde dinlerdi. Oysa
bu, yılın son işiydi.
Mesela geçen yıl on iki defa yemek, otuz altı defa genel temizlik
yapmış, kırk dört defa pazara gitmiş, on üç defa kendisinin ve Memduh
Bey’in yaşını hesaplamış, bu hesapların yedisinde kendisini ve Memduh
Bey’i ayna testine sokmuş, Bay Memduh’la üç defa pavyona gitmiş,
ilkinde üç, diğer ikisinde iki saat oturmuş, pavyona gidip dönerken
taksiye binmiş, pazardaki birinci domates aldığı adam ona beş defa ‘abla’
demiş, ikinci domates aldığı adam sekiz defa ‘bayan’, üçüncü domates
aldığı ilk üç defa ‘bayan’, son beş defa ‘abla’, dördüncü domates aldığı
adam beş defa ‘Sümbül Hanım’ demiş, son seferinde adını söylediğini
fark ettiği için bu adama gitmemiş, ona gitmeme kararı almış ve sonraki
haftalarda da dördüncü domates satan adamdan domates almamış…
Sümbülün bu haftalarda hangi domates satan adamdan domates
aldığını bilmiyoruz, bu pazara gitmelerin esas ayrıntısı, dördüncü
domates satan adamdan domates almamış olmasıydı.
Bir haziran gününü tam otuz gün boyu ‘bir haziran günü’ adıyla deftere
tekrar tekrar yazmıştı.
BİR HAZİRAN GÜNÜ
“Bugün pazarda dördüncü domates satan adama bakılmadan önünden
geçilmiş, ilk defa İzmir üzümü alınmış, İzmir üzümü satan adamla küçük
bir münakaşa edilmiştir. Olay şöyle olmuştur: izmir üzümü alınan adama
bir salkım üzüm denince, adam, abla bunu bir kilo yapayım demiş,
adama, rica ederim ben abla değilim, denince,adam,peki bayan peki
bayan, demiş,bayan derken adamın yüzünde dördüncü domates satan
adamın yüzündekine benzer bir gülümseme görülmüş ve bu ifadeden
ürkülmüş, büyük bir kabalık yapılarak, sağ olunuz, denmeden üzüm
alınmış, bu yüzden çamaşırcıya uğranmadan eve gelinmiştir. Üzüm
mutfak tezgahında iki saat beklemiş, Bayan Sümbül çözemediği o
ifadededen ötürü ağlamıştır. Sonra dayanılamayıp Bay Memduh’un
odasına gidilmiş, bu da bu yıl ilk defa yapılmış, bay Memduhun balıkları
izlenmiştir; fakat bu balıklar Bayan Sümbülün kederini alamayınca Bayan
sümbül televizyondaki balıkları görmek istemiş ne yazık ki televizyonu
açmayı becerememiştir. Televizyondaki rengarenk balıkların yuvalarını
göremediği için, bayan sümbül daha da ağlamıştır. Bayan sümbül
gerçeği itiraf etmelidir ki televizyondaki balıkları çok ama çok özlemiştir.
Balıkların rengarenk kayalarını, bitkilerini, mercanlarını görmeyi daha da
çok özlemiştir. Televizyonu açamadığını gören ve balıkları özlediğini itiraf
eden Bayan Sümbül, Memduh beyin odasını incelemiş ve burayı
neredeyse unuttuğunu anlamıştır. Unuttuğunu anlaması Bayan Sümbülü
durultmuş ve doğru mutfağa gidip üzümü yıkamıştır. Üzüm yıkandıktan
sonra teneleri tek tek koparılmış, sayılmış ve iki kaseye eşit dağıtılmıştır.
Bu gece bay memduha gidilecek ve üzüm götürülecektir. Bir salkım
üzümden iki yüz otuz üç üzüm çıkmıştır. Bayan sümbül otuz üç üzümün
kuşların hakkı olduğunu düşünerek onları kuşlara atmıştır. Balkon çok pis
bulunmuş, fakat madem bu kadar pis, demek ki temizlenme vakti
gelmemiş, gelmiş olsaydı, temizlenmiş olurdu nasılsa, denerek içeri
girilmiştir.
GÜNÜN ÖZETİ:
BALKON KİRLİ BULUNMUŞ
BALIKLAR VE ONLARIN EVLERİ ÖZLENMİŞ
AĞLANMIŞTIR…
Nitekim Sümbül Hanım, yıl sonu özetine bunları da madde madde
yazmıştı:
“1.Ağladım.
2.Balıkları özledim
3.Anladım
4.Özledim
5.Özlediğimi anladım.”
Derken,bir gece Memduh bey gelmedi.
Bayan Sümbül de ölmedi.